kotpilot:

Gittikçe yalnızlaşıyorum sorun bu. Aslında sorun sensin. Sen! Senin eksikliğin, senin yokluğunun yalnızlığı… Benim sorunum; sensizlik.

”- Sana ne oldu? Sensiz yaşayamam.- Yaşarsın. Herkes herkessiz yaşayabilir. Bizim ilişkimiz bitti. Seninle ilk yattığımız gecelerde bile, sanki sevişmenin sonunda kollarımda bir ölü kalıyordu. Birbirimizi boşluğa sürüklüyoruz, öldürüyoruz.- Birlikte ölelim!”

”- Sana ne oldu? Sensiz yaşayamam.
- Yaşarsın. Herkes herkessiz yaşayabilir. Bizim ilişkimiz bitti. Seninle ilk yattığımız gecelerde bile, sanki sevişmenin sonunda kollarımda bir ölü kalıyordu. Birbirimizi boşluğa sürüklüyoruz, öldürüyoruz.
- Birlikte ölelim!

Gittikçe yalnızlaşıyorum sorun bu. Aslında sorun sensin. Sen! Senin eksikliğin, senin yokluğunun yalnızlığı… Benim sorunum; sensizlik.

kotpilot:

Kızımla buluştuk temalı Fotoğraf ^.^ Uzun zaman sonra kendimi fotoğraf içinde görünce şaşırdım açıkcası.

kotpilot:

Kızımla buluştuk temalı Fotoğraf ^.^ Uzun zaman sonra kendimi fotoğraf içinde görünce şaşırdım açıkcası.

Kızımla buluştuk temalı Fotoğraf ^.^ Uzun zaman sonra kendimi fotoğraf içinde görünce şaşırdım açıkcası.

Kızımla buluştuk temalı Fotoğraf ^.^ Uzun zaman sonra kendimi fotoğraf içinde görünce şaşırdım açıkcası.

Yani..

Yani..

İnsan sevgiyi keşfettiğinden beri kırılır durur kalbi.

"Azımsanmayacak kadar ölmüştü!
Azımsanmayacak denli ölüyüm!”

"Azımsanmayacak kadar ölmüştü!
Azımsanmayacak denli ölüyüm!”

"Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?"
Murathan MUNGAN - YALNIZ BİR OPERA (via kotpilot)

Sen gittin ve eylül yalnızlığı geldi..

Bugün gidişinin üstünden tam bir ay geçti. Kim bilir kaç ay daha geçecek, kaç saat daha geçecek, kaç takvim yaprağı daha sensizliğe söverek kopup yere düşecek… 


Ben tüm karanlıklarımdan saklanmak için hep sana sığınırdım sen de bir anne sıcaklığı ile kollarını açar beni sarmalar sarar korurdun. Benim için silerdin geceyi gökyüzünden. Sabırla tüm korkularımdan ve yaralarımdan kurtulmama ayaklarımın üstünde durmama yardım ettin sen. Ayağa diktin, yaralarımı sardın, korkularımı def etmeme yardım ettin. Bu huzur ve güven duygusunun hiç bitmeyeceğini sanmıştım ben ama öyle olmadı göz açıp kapayıncaya kadar geçti her şey… 

Ve sen gittin, bana koskocaman bir eylül yalnızlığı bıraktın ve ben o zaman anladım ki; ben güçlü değilmişim, ayakta tek başıma duramıyormuşum, korkularımı aslında yenememişim sadece sen varsın diye gizlenmişler. Gündüzlerim karanlık oldup gölgelere düştü. Kanamaz sandığım ne kadar yaram varsa sanki bıçakla kesilmiş gibi damarda durmak istemez gibi kanıyor… Toparlandım sanmıştım ama yanılmışım şimdi eskisinden daha da dağınığım, daha karışık, umutsuz ve mutsuz… Daha karanlık… 

Hayata karşı tutunduğum son daldın sen, en son kalem sendin. Gittin ve gözlerim gölgeye düştü.. Gittin hayallerim rüzgara karıştı, gittin ve giderken hayatımın geri kalan her şeyini götürdün. Yüzümü güldüren ne varsa hepsi yok oldu… 

Böyle olmaması gerekiyordu, dimdik ayakta durmam gerekiyordu. Öyle ya, ben güçlüyüm. Öyle olduğumu söylerdin ama değilim. Bir bok değilim ben. Her geçen gün yerin dibine batıyorum, her geçen gün insanlığımı kaybediyorum, her geçen gün yüreğimden bir parçayı toprağa gömüyorum, her geçen gün kulaklarım seni duyunca gözlerimin musluğunu daha çok açıyor. Acıyor ruhum… Acıtıyor ruhumu artık bu durum… Her geçen gün ruhumun bir parçası nefesimden kurtulup rüzgara karışıyor..

Senin sevdiğin yazarlardan olan bir yazarın kitabını okuyorum bu aralar ve kitapta şöyle bir cümle var “acı çeken ruhlar birbirlerini tanır" şimdi eşit miyiz? Şimdi ruhun ruhumu tekrar öter mi? Tekrar ısıtır mı ruhumu? Yetmedi mi gözlerimizden düşen? Yetmedi mi kimseye belli etmemek için hızlıca burnumuzu çekmemiz? Yeterince bakmadık mı gözlerimizdeki tuzlu suyun tadına? Yeterince acımadı mı kalbimiz? Kanamadı mı? Ve ruhumuz ve yüreğimiz yeterince parçalanmadı mı? Yeterince acı çekmedik mi? Eğer cevabın evetse, senin ruhunu en iyi tanıyan ruh benimki olmalı… 

Günden güne solan ruhumu, kalbimi, gözlerimi tekrar canlandıracak tek insan sensin… 

Neden canım bu kadar yanıyor? Neden sanki abimi tekrar kaybetmişim gibi hissediyorum? Neden mutlu olamıyorum? Acı gerçekten böyle bir şey mi? Gerçekten böyle düğümlüyor mu her şeyi boğazına, ruhunu kıstırıyor bir köşeye ve paramparça edene kadar dövüyor mu, ellerin parmakların sana ait değilmiş gibi sanki tutamıyor musun yada gözlerin gözlerin olur olmadık doluyor ama  göz çukurunun içinde duruyor mu sadece akmasına izin vermediği için rahatlayamıyor musun, sürekli kulağına onun sesi gelip beynin gözlerine emir verip gözünün önünde evin her köşesinde onun suretini mi çıkartıyor karşına? Böyle bir şey mi acı gerçekten, acının getirdiği mutsuzluk böyle bir şey mi? 

Etrafımda sarılabileceğim hiçbir şey yok, bir kedim vardı, kızım… Artık o da yok… Evim bomboş ama her yanı senle dolu, her yanında senin gölgen var sanki az önce buradaymışın gibi kokun geliyor burnuma, rüzgarın dolanıyor evimde… Geceleri hayaline sarılıp uyumaya çalışıyorum ama olmuyor… Uyuyamıyorum, ben seninle uyumaya alıştım seninle uyanmaya alıştım. Hayalinle değil! Senin güvenli sımsıcak bakışlarınla uyanmayı özledim ben… 

Kabuslarım tekrar başa sarmaya başladı, karanlık yine çöktü ormanlarıma hem de öyle bir çöktü ki sanki bir daha gitmeyecek ve bir daha hiç güneş doğmayacak gibi… Güneşi bekledik biz hep, bekledik ama gölgeler karşıladı bizi… 

Sensizlikten gözlerim kararmaya başım dönmeye başladı artık… 

Mutlu olabileceğim tek yer senin kolların… 

Gölgelerden kurtulacağım tek yer senin sımsıcak gülümsemen… 

Kabullenmek istemiyorum, istemiyorum… Ama öyle anlar ve öyle zamanlar var ki sensizliği öyle bir yüzüme vuruyor ki… 

Yarınlara küsüm artık, senin olmadığın her güne, her aya, her mevsime küsüm artık… Kendime, sana, herkese küsüm… 

İyi değilim… 

Aklım iyi değil… 

Ruhum iyi değil… 

İyi değilim…

İstediğin gibi iyi olamadım, özür dilerim… 

kotpilot.

"Acı çekmiş ruhlar birbirlerini tanır."
Paulo Coelho - Aldatmak
A message from Anonim
Malesef göremiyorum sanırım telefondan girdiğim için :/

https://twitter.com/havuclupatates
http://instagram.com/oguzhndmn
http://www.vikitap.com/profil/Ogzhndmn-218031
http://kotpilot.blogspot.com.tr/

Bunlar var orada

Gölgeler ve Sessizlik…. Hoşça kal iyi olan yanım…

Neden kendimi herkesten nefret ederken buluyorum? Mutlu olduğum son kalemin de düşeceğini bildiğim için mi yoksa yalnızlık yüzünden mi? Sanırım cevap her ikisi için de geçerli. Sanırım yine bu yüzden bu geceyi sabah ettim. Yıllar önce kaybetmenin ne demek olduğunu çok derin bir şekilde yaşamışken, yıllar sonra böyle darmaduman olacağım aklımın ucundan geçmezdi, bu kadar toparlanmışken böyle sağlam bir şekilde ayaklarımı yere basarken tekrar öyle dağılmayacağımı düşünürken. Şimdi yıllar önceki ben karşılıyor yine beni… Çünkü tutunduğum son umut kalem son mutluluk kalem, gidiyor avuçlarımdan… 

Nasıl hissetmem gerektiğini bilmiyorum, şuan tüm vucudumu saran tek his nefret. Her şeyden, herkesten, kendimden nefret ettiğimi hissediyorum. Nefret o kadar yoğun ki içimde diğer tüm duyguların ağzını burnunu kırarak kapı dışarı ediyor. Sadece gözlerimdeki hüzün dayanıyor nefrete, eğer gözlerim de kaybederse nefret tamamen hakim olacak bana.                    

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak biliyorum, ben eskisi gibi olmayacağım. Çünkü beni merhametli yapan, iyi yapan son şey de gidiyor. Neye saldıracağımı bilmiyorum, ne düşünmem gerektiğini bilmiyorum. Tek bildiğim yıllar önce darmadumandım şimdi de aynı hissediyorum… 

Bilmiyorum. Böyle olmaması gerekiyordu. Dik durmam gerekiyordu, duramadım. Güçlü rolü oynamak bana göre değilmiş. Yaşlandım ben. Oyun oynayamayacak kadar yaşlandım… Ve yaşlanan insanlara bazı şeyler çok daha ağır gelir. Bazı şeyler daha anlamlıdır onlar için… 

Korkularla dolu dünyamda bir gece daha gündüzüne kavuşurken buluştu hüzünlü gözlerimle… 

Sanırım artık merhametimi kaybediyorum… 

Ben iyi değilim… 

Artık iyi değilim… 

İyi olmayı çok istemiştim ama iyi olmam için uğraştığım her şey bir bir yok oldu… 

İyi değilim… 

Güçlü değilim…

Yıllar öncesinin darmaduman olmuş hayatım şimdi aynı şekilde kapımdan içeri giriyor ağır ağır ve eski kötü bir dost gibi pis pis sırıtıyor yüzüme… 

Madem hayatın bana ısrarla biçtiği rol bombok, dağınık ve mutsuz bir hayatsa madem yıllar öncesini sekiz sene öncesini tekrar yaşatmaksa maksadı, sürekli beni buraya çekiyorsa… Tamam. Yaşadıklarımdan sonra, anladım sanırım olması gereken hayatın bana ısrarla biçtiği o rolün hakkını vermek.

O zaman;

Hoşça kal merhametim… 
Hoşça kal kısa süre önce tanıdığım iyi yürekli yanım. 

kotpilot.

Yaşamın ucuna yolculuk yaparken sizofreni bir aşkın mektuplarını okumaya başladığımda, aldatmak çocukluğumun soğuk gecelerinin bana öğrettiği dokunma dersleriydi…

Yaşamın ucuna yolculuk yaparken sizofreni bir aşkın mektuplarını okumaya başladığımda, aldatmak çocukluğumun soğuk gecelerinin bana öğrettiği dokunma dersleriydi…